Başkanın Mesajı – Haziran 2013

Modern dünyada insan haklarının neresindeyiz?

İnsan hakları asırlar içinde önce fikrî alanda, sonra sırasıyla anayasal belge ve bildirilerde, anayasalarda, uluslararası sözleşmelerde yer alan ve korunması gerektiği konusunda ortak kanaate dayanan değerler bütünüdür. Çağdaş ve demokratik hukuk devleti standartlarına sahip olmayı hedefleyen tüm ülkeler için insan haklarına saygı, belirleyici unsurdur.

İnsan hakları devlet gücünü sınırlar, kişiyi devlet karşısında kimi hak ve yetkilere sahip asli unsur durumuna sokar, onu eşya olmaktan kurtarır. İnsan hakları, kişiye insan olarak sahip olduğu ortak değerlerin sömürü, baskı, şiddet, saldırı ve her türlü olumsuz dış etkiler karşısında korunmasını isteyebilme yetkisini verir, evrensel niteliklidir. İnsan hakları, insanlık onurunun temel parçasıdır.

İnsan haklarının korunması ve genişletilmesi, sadece kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle mümkün olmaz. Bunların eksiksiz uygulanması ve insan hakları bilincinin toplumun her kesimince benimsenmesi gerekmektedir. İnsan hakları, insanın salt insan olmakla kazandığı haklardır. Kişi bu hakları doğumla, hatta doğum öncesinde kazanır. İnsan haklarına saygı, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi siyasal ve toplumsal kültürümüzün, medeniyetimizin dayanaklarından biridir.

Peygamber efendimizin insan hakları konusundaki uygulamaları bizler için önemli örneklerdir. Yine insan hakları belgesi niteliğinde olan Veda Hutbesi’nde insanı, aileyi, toplumu ve bütün insanlığı içine alacak şekilde hak ve özgürlükler kayıt altına alınmıştır. Bu haklardan yaşama hakkı, mülkiyet hakkı ve ailenin korunması hakkı açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bizim medeniyetimizde dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün insanlar eşittir. Batı’nın insan hakları beyannamelerinde savunduğu esaslardan çok daha güzel olan ve insan vicdanını tatmin eden hak ve hürriyetler, tarihimizde hep uygulanagelmiştir.

İnsan hakları konusunda günümüzde gelinen nokta yeterli değildir. Devletler, bireylerin insan haklarının korunması ve geliştirilmesi hedefi doğrultusunda çalışırken, bireylerin de sahip oldukları bu hakların bilincinde olmaları ve haklarının ihlal edildiği hallerde başvurabilecekleri mekanizmaların mevcudiyetinin farkında olmaları sağlanmalıdır. 

İnsan hakları ihlalleri hep gözyaşı anlamına gelmektedir. Dünya kuruldu kurulalı insanlar sürekli ve çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle birbirlerini yok etmeye çalıştılar ve büyük savaşlar çıkardılar. Bu savaşlarda milyonlarca insan öldü, öldürüldü. Yüzbinlerce insan ise sakat kaldı. Avrupa iki dünya savaşı yaşamasına rağmen, insan hakları konusunda hâlâ çifte standartlar uygulamaya devam etmektedir. Dil, din, ırk ayrımı gözetmediğini ifade eden AB ülkeleri, uygulamada bu değerleri sürekli olarak göz ardı etmektedir.

İnsanların ellerinden alınamayacak temel hak ve özgürlükleri vardır. Ama ne yazık ki yeryüzünde hâlâ milyonlarca insan hak ve özgürlüklerinden yoksun, aç ve sefil yaşamaktadır. Modern Avrupa’da bir taraftan devletlerden daha zengin uluslararası şirketler bulunurken, diğer taraftan 100 milyona yakın insan açlık sınırının altında yaşamaktadır. Afrika’nın tüm yer altı zenginliklerini ülkelerine taşıyan gelişmiş Batılı ülkeler, Kara Kıta’nın insan haklarını içlerine sindiremediler.

Birleşmiş Milletler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kuruldu. Kuruluş amacı, adaleti ayakta tutmak, haksızlık karşısında haklının yanında yer almak, insan haklarını tesis etmek ve dünyanın kan gölüne dönmesini engellemekti. Savaş şartları altında kurulan Birleşmiş Milletler mevcut yapısı ile günümüzde insan haklarına ve barışa katkı sağlayamamaktadır. Maalesef BM büyük devletlerin çıkarına göre müdahale yapan, kararlar alan ve zulümler karşısında sükût eden bir teşkilata dönüştü.

Balkanlar’da, Bosna’da kıyamet koptu. Birkaç günde 8 bin civarında insan Srebrenitsa’da şehit edilirken BM seyretti. Suriye’de şu ana kadar 100 bin civarında insan Suriye ordusunun gökten yağdırdığı bombalarla, tanklarla, makineli tüfeklerle hayatını kaybetti. Fakat Birleşmiş Milletler, Çin ve Rusya’nın vetosu sebebiyle hiçbir karar alamıyor. Myanmar’da binlerce Müslüman öldürülürken, yaşam alanlarından sürülürken, eğitim hakkı ellerinden alınırken, aile kurma ve çocuk edinmeyle ilgili yasaklar konulurken Birleşmiş Milletler ortada yok. Birleşmiş Milletler mevcut yapısı ile artık güven telkin etmiyor. Birleşmiş Milletler’in yapısının bir an önce yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

İnsan hakları konusunda ülkemizde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedilmiş, vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerinin korunmasında ve olabilecek ihlallerin tekrarının önüne geçilmesinde yeni mekanizmalar oluşturulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olarak, ülkemizdeki insan hakları ihlallerinin üzerinde ciddiyetle durmaktayız. Cezaevlerindeki tutukluların durumundan, başörtüsü sebebiyle şampiyonalardan men edilen vatandaşlarımızın sıkıntılarına kadar her konuya hassasiyetle yaklaşmaktayız. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun da faaliyete geçmesi ile insan haklarının korunmasında önemli kazanımlar sağlanacaktır.

Dünyadaki tüm bu olumsuz örneklere rağmen bizlere düşen görev, yapacağımız çalışmalarla dünyanın neresinde olursa olsun mazlum ve mağdur insanlara yardımcı olarak hak ve özgürlüklerin tanınmasını sağlamaktır. Türkiye’nin güçlenmesi, sözünün dinlenir olması mazlum ve mağdur insanların haklarının iadesi konusunda önemli katkılar sağlayacaktır. Bu düşüncelerle tüm dünya halklarına, insan haklarına saygı temelinde mutlu ve huzurlu bir gelecek temenni ediyorum.

Saygılarımla.  

 

Nevzat PAKDİL

Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı

Kahramanmaraş Milletvekili