Başkanın Mesajı – Kasım 2014

Sivil toplum ve demokrasi…

Bir ülkede demokrasinin varlığı, gelişimi ve gücü sivil toplum kuruluşlarının sayısı ile doğru orantılıdır.

Toplumun devlet kurumları dışında, kendi kendini yönlendirmesini ifade eden bir kavramdır sivil toplum. Tanımdan da anlaşılacağı üzere “demokratik” bir ifadedir. Bu ifade siyasal düşünce tarihi ve toplumsal yaşam deneyimleri sürecinde doğmuş, XII. yüzyıldan itibaren de dünyada değişen kavramlarla birlikte gelişim göstermiştir. Ortaya çıkış yeri Batı olarak ifade edilse bile Doğu toplumlarında da yüzyıllardır varlığı ve etkinliği bilinmektedir.

Sivil toplum, içinde çeşitli düşünceler barındıran, bazı özel amaçlar etrafında toplanarak özgür birlikler kuran, hedefleri ve uzmanlıkları doğrultusunda kendini yenileyen, şahsi çıkarlarını değil toplumun refahını düşünen, devlet iktidarını hukuk kuralları çerçevesinde hem denetleyen hem de onu uyaran ve sınırlandıran, bireyi siyasetin aktif bir unsuru haline getiren, tüm bunları yaparken demokrasiyi amaç edinen sosyal bir yapıdır. Sivil toplum, devlet iktidarının oluşturduğu alandan –ki bu alan parlamento, hükümet, ordu, güvenlik üçleri, yargı organları, kurumlar vb.dir- geriye kalan kısımla temsil edilir. Bu bağlamda sivil toplum araştırıcılar tarafından “Bireyin devletten izin almadan girebildiği toplumsal ilişkiler, gerçekleştirebildiği toplumsal etkinliklerdir” şeklinde tanımlanır, ancak devlet ve sivil toplum direkt veya dolaylı, az veya çok daima ilişki içindedir.

Sivil toplum, çağdaş bir anlayışın ürünüdür. Siyasi güç ve yönetimle arasındaki ayrım birbirine zıt iki kavramı ifade ediyor izlenimi verse de bu ikili, katılımcı demokrasiyi güçlendiren unsurdur. Bu da sivil toplum kavramının neden demokrasiyle yakın ilişki içinde olduğunu açıklamaktadır.

Sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarının lider, yönetici ve bürokratların yaptırım gücüne karşı toplumu koruyan bir sigorta konumunda olduğu ifade edilir. Ancak savundukları düşünceler, dile getirdikleri talepler yönetime yardımcı amaçlı bir misyon da üstlenmektedir. Bir anlamda yönetime, siyasetin toplum için yapılması gerektiği hatırlatılır.

Nasıl ki parti, seçim, katılımcı olmadan bir demokrasiden söz etmek mümkün değilse sivil toplumsuz bir demokrasi de düşünülemez. Gelişmiş ülkelerde, sürdürülebilir demokrasilerde sivil toplumun önemi oldukça büyüktür. Sivil toplum kuruluşlarının bulunduğu ve güçlü olduğu toplumlarda demokratikleşme süreci daha sağlam temellere oturmaktadır. Demokrasinin kavram olarak benimsenmediği, şeklen kabul edildiği toplumlarda sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarının yaşaması pek de mümkün görünmemektedir. Bir ülkede demokrasinin varlığı, gelişimi, gücü sivil toplum kuruluşlarının sayısı, ne kadar üyeye sahip olduğu ile doğru orantılıdır. Çünkü bir ülkede demokrasi gelişmişse örgütlenme özgürlüğü vardır ve sivil toplum kuruluşları halka yayılmış durumdadır. Sivil toplum ne kadar aktif olursa ülkenin siyasal yapısı da o kadar istikrarlı olur. Çok sesliliği sağlayan bu kuruluşlar siyasal kararların alınma sürecine de katkıda bulunur.

Demokrasinin bir gereği olan sivil toplumun her zaman siyasi hayatımızda yer alması, demokrasi geleceğimize büyük katkılar sunmasını temenni ediyorum.

Nevzat Pakdil
Kahramanmaraş Milletvekili
Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı