Başkanın Mesajı – Ocak 2015

Hoşgörü, farklılıkların uyumudur

Sorumluluk sahibi ve ahlaki değerleri olan bireyler yetiştirmek, toplumda her zaman huzur ve hoşgörüyü beraberinde getirir.

Geçtiğimiz Aralık ayında Hazreti Mevlâna’yı bir kere daha andık, bu yüce erdemli kişiliğin öğütlerini bir kere daha hatırladık. “Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol…” sözleriyle sonsuz hoşgörüyü insanlığa öğütleyen Mevlâna, en çok bu kavramla adı anılan bir zat-ı muhterem değil midir zaten? Kavgaların ve çıkar çatışmalarının sonlanmadığı dünyamızda, özellikle “savaş” kavramı gündemden hiç düşmezken, belki de yeni güzelliklere; müjdeli, barış dolu haberlere gebe 2015 yılının ilk yazısının hoşgörüyle ilgili olmasını istedim.

Hoşgörünün literatürde pek çok tanımı bulunuyor. En genel haliyle ise “Bir toplumda tüm farklılıklara rağmen bir arada yaşamayı mümkün kılan, karşılıklı sevgi, saygı, güven ve anlayış esasına dayalı olarak kurulan fonksiyonel bir iletişim” olarak tanımlanıyor araştırmacılar tarafından. Bir anlamda, başkalarının kendisinden farklı düşünme ve yaşayış biçimi olduğunu kabul etmek hoşgörünün gerekleri arasında yer alıyor. Görüldüğü gibi hoşgörü demokrasiyle de yakından ilişkili bir kavram. Demokrasiyle yönetilen ortamda bulunup gelişebilmesinin nedeni de bu.

Bu kavramın ilişkili olduğu bir diğer konu eğitim. Doğru eğitim, hoşgörü üzerinde son derece olumlu bir etkiye sahiptir. Fikirlerin serbestçe ifade edilebilmesinin gerekli olduğunu, farklı olmanın kötü, olumsuz veya tehlikeli olmadığını öğrenen birey başkalarının fikir ve değerlerine saygılı olmayı bilir. Bu da hoşgörünün altın prensiplerinden birini oluşturmaktadır. Ayrıca sorumluluk sahibi ve ahlaki değerleri olan bireyler yetiştirmek toplumda her zaman huzur ve hoşgörüyü beraberinde getirir. Zira iyi vatandaş, haklarını ve sorumluluklarını bilen, başka insanların hak ve özgürlüklerine hoşgörü ile yaklaşan kişidir.

Anayasamızdaki “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ve “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir” maddeleri de topluma demokrasi ve hoşgörüyü benimsetmek adına oluşturulmuş ifadeler olarak algılanmalıdır. Cinsiyet ayrımcılığı, dinî baskı, emek sömürüsü, ırkçılık, faşizm, emperyalizm veya yabancı düşmanlığı gibi davranış ve akımların hakim olduğu toplumlarda hoşgörüden bahsetmek mümkün değildir. Ancak hoşgörü, çoğu zaman bireyler tarafından yanlış anlaşılabilen ve yorumlanan bir kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır. Elbette hoşgörünün özünde anlayış gösterme, anlayışla karşılama yatar; fakat temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan davranışlar, ülkemiz için tehdit oluşturan durumlar, toplumsal huzur ve barışımızı tehlikeye düşürecek olaylara karşı ne yöneticilerin ne de milletin hoşgörülü davranması mümkün olamaz.

Toplumumuzda herkes aynı düşünce, duygu ve inançlara sahip değildir. Bu bir güçlük olarak düşünülmekten öte farklılıktan doğan güzellik olarak algılanmalıdır. İşte o zaman savaşlar, barışlara dönüşebilir; ülkemiz ve dünyamız huzur dolu yarınlara kavuşabilir.

2015 yılının tüm tazeliğiyle merhaba dediği bu günlerde, milletimize hoşgörünün hakim olduğu, barış, sevgi, saygı, huzur dolu bir yıl dilerim.

Nevzat Pakdil
Türk Parlamenterler Birliği
Genel Başkanı, Kahramanmaraş Milletvekili