Kapat

1.- Bankalar tarafından müşterilerine, uluslararası Banka Hesap Numarası (İBAN) verilmektedir.. Üyelerimizin aidatlarını yatırıken problem yaşamamaları için, Birliğin İBAN numarası aşağıda verilmiştir.

2.-Bilindiği gibi 2002'de 30,00.-TL olan üye aidatları 2004 yılından itibaren 60,00.-TL'dir. Geçmişe dönük aidat borçlarının buna göre hesaplanması ve Birliğimizin aşağıdaki hesap numarasına yatırmaları,

3.-5253 sayılı Dernekler Kanunu'na göre, alınan aidatların belgesine, üyelerin T.C Kimlik numaraının yazılması gerekmektedir.

Üyelerimizin T.C Kimlik numaralarını mektup veya telefon ile Birliğe bildirmeleri rica olunur.

Tel:  0 312 420 66 21/24

TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ

T.C Ziraat Bankası TBMM Şubesi IBAN No: TR  33 0001 0009 0303 2967326001

 

Duyuru

tbmmtv.png

TERCÜMAN PAZAR SOHBETİ 

TPB Başkanı Korkmazcan, Türkiye'nin karar organlarında yer aldığı bir Avrupa'nın mutlaka bugünkü Avrupa'dan çok farklı olacağını belirtirken

"Türkiye'nin önündeki görev, bu farkın değerini Avrupa'ya anlatmak" dedi.

PAZAR Sohbeti'nin bu haftaki konuğu Türk Parlamenterler Birliği (TPB) Genel Başkanı Hasan Korkmazcan. Türk siyasetinin en dalgalı olduğu yıllarda ve darbe dönemlerinde adı sık sık gündeme taşınan Korkmazcan, siyasetteki tecrübelerine dayanarak, Avrupa Birliği, Anayasa değişikliği, başkanlık sistemiyle ilgili önemli tespitlerde bulundu.

www.tercuman.com.tr
Avrupa'ya bin yıldır komşu olarak, AB'nin Türkiye'nin kaderi olduğunu vurgulayan Korkmazcan, "Türkiyeli bir AB, bugünkünden farklı olacaktır" dedi. 2005 yılından itibaren 1982 Anayasası'nın silbaştan hazırlanması için taslak oluşturacaklarını kaydeden Korkmazcan, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerle birlikte konuyu gündeme taşıyacaklarını bildirdi. Başkanlık sisteminin tam bir uzlaşı içinde çıkarılabileceğinin altını çizen Korkmazcan, konunun kişilere indirgenmesinin sağlıklı tartışmayı da ortadan kaldıracağını savundu.

Sohbetimizde anılarına da yer veren Korkmazcan, 12 Mart 1971 muhtırasının Meclis'te okunmasına nasıl engel olduğunu, komutanlarla gerçekleşen tartışmalarını ve 1980 darbesi sonrası yapılan ilk seçimlerde adaylığının nasıl engellendiğini de anlattı.

AB İLE İLİŞKİLERDE DERSLER ALDIK
AB Zirvesi'nden çıkan Türkiye kararını nasıl buldunuz?
17 Aralık akşamı, 15 ve 16 Aralık akşamlarından daha iyidir. AB ile ilişkilerde, her aşamada milletçe yeni dersler alıyoruz. En önemli kazanç budur. Bu noktadan sonra bizim için önemli olanın, Türkiye'nin milli birlik ve bütünlüğünü, huzurunu korumak olduğunu kavramış bulunuyoruz. KKTC ile birlikte kararlaştırılacak bir yol haritasıyla mücadelenin sürdürülmesi daha çok önem kazanmıştır. Türkiye'nin, başta Türk Cumhuriyetleri ve bölge ülkeleri olmak üzere, İslam ülkeleriyle ilişkilerinin yoğunlaştırılması da AB sürecinde Türkiye'nin elini güçlendirecektir.

Bizim katıldığımız ve karar organlarında yer aldığımız Avrupa, mutlaka bugünkü Avrupa'dan farklı olacaktır. Türkiye'nin önündeki görev, bu farkın değerini Avrupa halklarına anlatabilmektir. Şartları kendi lehimizde kullanabilmek de özel bir çaba gerektirmektedir. Türkiye, AB dışında alternatif bulabilir. Ancak AB'nin komşusu olmak bizim kaderimiz. Avrupa tarihinin bin yıldan beri içinde olmak da bizim kaderimiz; bunları değiştiremeyiz.

Türk Parlamenterler Birliği önümüzdeki süreçte neler yapacak?
TPB, TBMM'de görev yapan milletvekilleri ile bundan önceki tarihlerde yasama görevi yapmış olanların birlikte bulundukları bir dernek. 1976 yılında kuruldu ve önemi, 1980'li yıllarda TBMM'nin kapalı olduğu dönemde parlamenterlerce çok iyi anlaşıldı. TBMM 1983'te yeniden açıldıktan sonra, o güne kadar milletvekilliği yapmış olanların büyük çoğunluğu birliğe katıldılar. Biz, yurt içinde demokrasi kültürünü yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Dışarıda da benzer parlamenter kuruluşlarla işbirliği yaparak ülkemizin politikalarını savunmada önemli bir rol üstlendik. Avrupa Eski Parlamenterler Birliği'nin kuruluşunu 1986'da gerçekleştirdik.

Parlamenterler Birliği'nin bugün en önemli hedeflerinden birisi, Avrupa Eski Parlamenterler Birliği'ne benzeyen bir oluşumu, Türk Cumhuriyetleri parlamentoları arasında gerçekleştirmektir. İkinci hedefimiz, İslam Kalkınma Örgütü bünyesine katılan ülkelerin parlamentolarıyla benzer kuruluşların oluşturulması, üçüncü projemiz de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na paralel kurulan Karadeniz Parlamentosu'ndaki kuruluşlarla bir federasyon meydana getirmektir. AB konusunda da çalışmalarımız sürecek.

BAŞKANLIK SİSTEMİ İÇİN MUTABAKAT ŞART
Başkanlık sistemi de tartışılıyor. Bir parlamenter olarak bu değişikliğe nasıl bakıyorsunuz?
Ben şahsen, siyasi hayata girdiğim günlerden bu yana başkanlık sistemini savunan siyasetçilerden birisiyim. Ancak sistem değişikliklerinin çok ciddi mutabakatlarla yapılması gerekir. Eğer toplumda bu konuda açık bir mutabakat sağlanamayacaksa, bu tartışmaların sürdürülmesi, yeni Anayasa yapılması konusundaki beklentileri engelleyebilir.

Bir sistem kişilere göre düşünülmez ve oluşturulmaz. Bugüne kadar konunun rahat tartışılamamasının sebebi, her dönemde siyasilerin kişiliğine göre insanların buna taraftar olması veya karşı çıkmasıdır. Bir sistem tartışılırken, bunu 'gayri şahsi' yapmak lazım.

TBMM'de sadece iki partinin grubu var.Size göre parlamenter sistem sağlıklı işliyor mu?
Demokrasilerde esas olan iktidar ve iktidar alternatifi olabilecek bir muhalefetin bulunmasıdır. Bunu sağlayabilmenin yolu siyasi partilerin kurumsal kimliğini güçlendirmektir. Ancak Türkiye'de siyasi partilerimiz kökleşemediği için, değişik zamanlardaki müdahaleler sonucu faaliyetleri durdurulduğu için, halk maalesef değişik yerlere savrulmuştur. Her seçimde yeni bir parti denenmiş. Bu seçimde de AKP iktidarı gelmiştir ve seçim sisteminin de verdiği imkanla Meclis'te ikili yapı doğmuştur. Bu yapı kalıcı mı olur yoksa geçici mi, bunu önümüzdeki dönem gösterecek. Kalıcı olması için Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarında ciddi düzenlemeler şart.

Milletvekillerinin de maddi sıkıntıları var
Parlamenterlerin sıkıntıları sık sık gündeme taşınıyor. Bu konuda neler yapılmasını istiyorsunuz?
Milletvekilliği, mesaiye bağlı bir görev değil; bunun ötesinde bir hayat biçimi. Milletvekilleri, yıllarca etkisini sürdürecek kararlar alıyor. Biz, 1980 sonrası bir gerçekle yüzyüze kaldık. O güne kadar görev yapmış milletvekillerinden 870'i hiçbir sosyal güvenceye sahip değillerdi. O nedenle zor şartlarla karşı karşıya kaldılar. Anayasa'nın 86. maddesinde yapılan değişiklikle, milletvekillerinin ödenek, yolluk, sosyal hakları ve emeklilik durumları konusunda özel bir düzenleme yapılabileceği belirtildi. Artık bu gerek pratik, gerekse yasal bir zorunluluk.

Maddi konularda, milletvekillerinin de sıkıntıları var. Parlamento, sadece maddi imkanları olanların görev yaptığı bir yer değil. Ülkemizin ekonomik imkanları da dikkate alınarak Parlamento'nun bu sıkıntılı konumuna bir çare bulunması gerekli. Parlamenterlerin, görevleri sonrası her yerde iş bulma şansı olmuyor. Ayrıca, Meclis dışı faaliyetleri düzenleyen bir çerçeve yasa gerekli.

ANAYASA YAMALI BİR BOHÇA GİBİ
Sizin 1990 öncesinde yeni bir Anayasa için girişimleriniz olmuştu. Bu dönemde ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
TPB olarak 2005'te en önemli projelerimizden biri, yeni bir Anayasa. Sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin görüşünü alarak, daha önce siyasi partilerin hazırladıkları teklifleri de inceleyerek ortaya bir metin çıkaracağız. Bu taslağı siyasi partilere de sunacağız. Bu çalışmada esas alınacak unsurlardan biri, Anayasa'da, bugüne kadar devlet olarak taşıdığımız ve demokrasiyle bağdaştırdığımız temel ilkelerin korunmasıdır. Hukukun üstünlüğü, eşitlik ve insan hakları özel önem taşıyor. Anayasa, eğer bu çizgiler içerisinde yenilenebilirse, Türkiye'de ilk defa sivil güçlerin, halkın temsilcilerinin serbest iradeleriyle oluşturdukları bir temel hukuk metni ortaya çıkacaktır.

Tabii bu husus, siyasi çekişmelere konu olmamalı. Bugünkü Anayasamız, sürekli değişikliklerle adeta bir yamalı bohça haline dönüşmüştür. Anayasa, bir sistem bütünlüğü içinde ele alınarak, perakende değişikliklerin hukuk sisteminde yaptığı tahribatlar da kaldırılmış olur. Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da, Anayasa'ya paralel değiştirilmelidir. 

'MUHTIRAYI OKUTAMAZSINIZ' RESTİ
Siz siyasete genç yaşta atıldınız ve önemli olaylarda başroldeki isimlerden biriydiniz. Özellikle 12 Mart 1971 muhtırası verildiği dönemde neler yaşadınız?

12 Mart günü biz Meclis lokantasında yemekteydik. 13.00 haber bülteni radyoda okundu. Birinci haber olarak, komutanların hükümete ve Meclis'e bir muhtıra verdikleri belirtildi. Bunun üzerine biz arkadaşlarla bir durum değerlendirmesi yaptık ama gelişmelerin ne yönde olacağını kestiremiyorduk. Saat 15.00'te Genel Kurul'a indik. Genel Kurul açıldıktan sonra Meclis Başkanvekili, "Bir muhtıra var, onu okutacağım" dedi. Kastettiği muhtıranın askerlerin muhtırası olduğunu anlayınca ben itiraz ettim. "Meclis böyle bir muhtıraya muhatap değildir, bunu okutamazsınız" dedim.

O sırada ilk şaşkınlığımız hükümet sıralarının boş olduğunu tespit etmektir. Biz, en azından hükümet gelir, bu konu hakkında kendi tutumunu iifade eder diye düşünüyorduk, bu maalesef olmadı. Daha sonraki saatlerde hükümetin istifa etmiş olduğu haberini aldık.

Bu müdahaleniz, sonraki dönemde sizin siyasi yaşamınızı nasıl etkiledi?
12 Mart'tan sonraki süreçte biz, kurulan hükümetlere muhalefet ettik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 12 Mart muhtırasını verenlerin adayı Faruk Gürler'di. Destek için siyasi parti temsilcileriyle değişik zamanlarda toplantılar yaptılar. Bizi bütün komuta heyeti, rahmetli Kemal Kayacan'ın Çankaya'daki lojmanına çağırdı. Gece saat 02.00'ye kadar tartıştık. Demokratik Parti'nin Faruk Gürler'e oy vermesini istediler. O tartışmalarda rahmetli Turgut Sunalp Paşa ile de tartışmıştık. Sunalp Paşa, "Eğer bizim dediğimizi yapmazsanız sizleri toplarım" dedi. Ben de kendisine, "O sizin vereceğiniz karar. Biz, Meclis açık kaldığı sürece Anayasa'dan doğan haklarımız çerçevesinde hangi adayı destekleyeceğimize kendimiz karar veririz. Grubumuzdaki arkadaşlarımızın hepsi böyle düşünmektedir" demiştim.

Kara Kuvvetleri Komutanı Eşref Akıncı Paşa da ayağa kalkarak, bir ara yüksek sesle konuşmaya başladı. Ben o zaman biraz da gencim tabii; "Paşam, yüksek sesle konuşmak sizi haklı hale getirmez" dedim. Bu tartışmalardan yıllar sonra 1980 darbesinin ardından yapılan seçimlerde benim Sunalp Paşa'nın partisinden aday olmamı bekliyorlardı. Ancak ben bağımsız aday olmaya karar verdim. Eğer, bağımsız da olsa seçime katılmasam, meydandan kaçmış gibi hissedecektim kendimi. Ancak adaylığım kabul edilmedi. Bunda muhtemelen Sunalp Paşa ve çevresindekilerin etkisi olmuştur.

Askeri müdahaleler, sadece bizim değil, toplumun bir çok kesiminin projelerini ortadan kaldırdı. Eğer müdahaleler olmasaydı, Özal'ın 1980'lerden sonra başlattığı süreç, 10 yıl erken başlamış olacaktı. AB'ye üyeliğimiz gerçekleşmiş olurdu. IMF'ye de ihtiyacımız kalmazdı. Bu hayallerin hepsi, 6 bine yakın gencimizin öldüğü bir karanlık tünelde kaybolup gitti. Darbelerin en önemli izi, 1960'tan bu yana Türkiye'nin patinaj yapmasıdır.

Röportaj: Hakkı KURBAN
Fotoğraflar: Kadir ŞENGÜN

Telif Hakkı © 2009 Türk Parlamenterler Birliği
Tüm hakları saklıdır.Tasarım Comarge.com
.