Kapat

1.- Bankalar tarafından müşterilerine, uluslararası Banka Hesap Numarası (İBAN) verilmektedir.. Üyelerimizin aidatlarını yatırıken problem yaşamamaları için, Birliğin İBAN numarası aşağıda verilmiştir.

2.-Bilindiği gibi 2002'de 30,00.-TL olan üye aidatları 2004 yılından itibaren 60,00.-TL'dir. Geçmişe dönük aidat borçlarının buna göre hesaplanması ve Birliğimizin aşağıdaki hesap numarasına yatırmaları,

3.-5253 sayılı Dernekler Kanunu'na göre, alınan aidatların belgesine, üyelerin T.C Kimlik numaraının yazılması gerekmektedir.

Üyelerimizin T.C Kimlik numaralarını mektup veya telefon ile Birliğe bildirmeleri rica olunur.

Tel:  0 312 420 66 21/24

TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ

T.C Ziraat Bankası TBMM Şubesi IBAN No: TR  33 0001 0009 0303 2967326001

 

Duyuru

tbmmtv.png

Türk Parlamenterler Birliği'nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Ülkeleri Eski Parlamenterleri Birliği, Avrupa Parlamentosu Eski Üyeleri Derneği ile ortaklaşa "Avrupa'nın Geleceği" konulu uluslararası bir seminer düzenledi.

Brüksel'deki Avrupa Parlamentosunda 8 Aralık 2005'te gerçekleşen ve Türk delegasyonunun görüş ile önerilerinin sunulduğu seminerle ilgili olarak, Türk Parlamenterler Birliği Başdanışmanı İsmail Şengün ayrıntılı bir rapor hazınladı.

İsmail Şengün’ün hazırladığı rapor şöyle:

Avrupa Ülkeleri Eski Parlamenterleri Birliği ile Avrupa Parlamentosu Eski Üyeleri Derneği arasında, yaklaşık bir yıldan beri süregelen görüşmeler sonucunda iki sivil toplum kuruluşunun, bundan böyle "yakın işbirliğine" gitmesi kararlaştırılmıştı.

Sözkonusu işbirliğinin ilk uygulaması olarak, Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell Fontelles himayesinde, "Avrupa’nın Geleceği" konulu uluslararası bir seminer düzenlenmiştir. Brüksel’de Avrupa Parlamentosunda 8 Aralık 2005’te yapılan seminere; Türk Parlamenterler Birliği Genel Başkanı Hasan Korkmazcan, Genel Başkan Yardımcısı Ertuğrul Mat, İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısı Mete Tan ve Başdanışman İsmail Şengün katıldılar.

Semineri, Avrupa Ülkeleri Eski Parlamenterler Birliği Başkanı İspanyol Prof. Manuel Nunez Encabo ile Avrupa Parlamentosu Eski Üyeleri Derneği Başkanı İngiliz Lord Plumb birlikte açtılar. Encabo ve Plumb konuşmalarında, parlamenter demokrasinin güçlendirilmesi ve Avrupada birliğin sağlanmasında, eski parlamenterlerin deneyimlerinden yararlanma isteğini dile getirdiler ve işbirliği amacıyla ortaklaşa seminer, kollokyum, istişare toplantıları düzenlemeye yönelik bir protokol imzaladılar.

Avrupa Parlamentosu Başkanı J. Borrell adına seminerin ilk bölümünün açılışını Başkanvekili Edward Mc Millan Scott yaptı. Scott, Avrupa Parlamentosunun bir demokrasi merkezi niteliği taşıdığını, seminerin bu nedenle Avrupa Parlamentosu çatısı altında gerçekleşiyor olmasını memnuniyetle karşıladıklarını, İsviçre-Türkiye futbol karşılaşması sonrası iki ülke eski parlamenterlerinin bu ortamda görüş alışverişinde bulunmalarının da bu vesileyle sağlandığını belirttikten sonra, seminerde "Avrupa’nın Geleceği" konusunun ele alınmasının zamanlama bakımından çok isabetli olduğunu söyledi. Scott, Avrupa Birliği temelinin bir grup aydın tarafından atıldığını, ancak Birlik geleceğini toplumu oluşturan ülkeler halklarının saptayacağını ve bu nedenle Birlik fikrine halkın içten inanması ve katkıda bulunmasına mutlak gerek duyulmakta olduğunu, AB fikrinin vatandaşlara daha iyi anlatılması için de çok çalışılması gerektiğini ifade etti.

Belçika Temsilciler Meclisi Başkanı Herman De Croo, Avrupa’nın geleceğinin sağlama alınmasında parlamenterlerin ve ulusal otoritelerin üzerlerine düşen görevi yüklenmeleri gerektiğine işaret etti. AB’nin bugüne kadar 450 milyon nüfusa ülke sınırlarının açılmasını sağladığını, yakın geçmişe kadar hasım düzeyindeki Varşova Paktı üyelerinin de Birliğe alındığını ve tek para birimi Euro’ya geniş ölçüde geçildiğini söyledi.

De Croo, yıllardan beri kendisinin Avrupalılık fikrine gönül verdiğini ve bu nedenle koyu bir taraftar olduğundan, görüşlerinin objektivitesinin tartışılabileceğini de hatırlattı.

Avrupa Parlamentosu Anayasal İlişkiler Komisyonu Ortak Raportörü İngiliz Andrew Duff, Avrupa Parlamentosunda 2/3 oy çoğunluğuyla kabul edilen Anayasanın, Fransa ve Hollanda'da ret edilmesinin hayal kırıklığı yarattığını, kendisine bu sonuç karşısında Avrupa Parlamentosunun alacağı pozisyonun ne olması gerektiğinin belirlenmesi görevi verildiğini, demokrasi kavramının yeniden açıklanmasına ihtiyaç duyulduğunu, Avrupa Konseyinin sonuçtan paralize olduğunu ve kapılarını Türkiye’nin adaylığına açmanın dışında olumlu bir faaliyet gösteremediğini belirtti.

Duff, Avrupa Anayasasının akıbetinin Aralık 2007'de Portekiz’in Başkanlığı sürecinde kararlaşacağını söyledikten sonra, Anayasayla ilgili üç ihtimal üzerinde durdu:

1. O güne kadarki oylamalar aynı trendi gösterirse, Avrupa Birliği ülküsünün sona ermesi kaçınılmazdır.
2. Fransa ve Hollanda’da halk oylaması tekrarlanabilir.
3. Temel Haklar Şartı esas alınarak Anayasa metni yeniden ele alınıp, müzakerelere açılabilir.

De Croo ve Duff’ın konuşmalarından sonra seminer katılımcılarına söz verildi. Burada, Belçikalı De Croo’ya yöneltmek üzere ilk sözü biz aldık. Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt’ın ‘Avrupa Birliğinin siyasi bölünmüşlüğünü ve ekonomideki nispi pozisyonunu’ sözkonusu ederek, Avrupa Birleşik Devletleri adı altında bir siyasi merkez oluşturulması ve bu bölgenin etrafında bir ülkeler konfederasyonu ya da "Avrupa Devletleri Organizasyonu kurulması" fikrini nasıl yorumladığını ve karşıladığını sorduk. De Croo kendi Başbakanının bu düşüncesini paylaşmadığını, AB dışında da yeni kurumlaşmalara gidilemeyeceği görüşünde olduğu cevabını verdi.

İtalyan eski parlamenter Antoniozzi Dario’nun, "niye genişlemeyi sürdürüyoruz?" ve Belçikalı eski bir senatörün, "neleri başardık ve başaramadık, 1952'den itibaren 21 yıl sonunda 6 üyeden 9’a, sonraki 31 yılda 15 üyeye ulaşıldı. AB 2004’te birdenbire niye 25 üye" sorusuna De Croo cevabında, AB’nin global güç haline gelmesi için ‘derinleşme ve genişlemenin’ kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Ayrıca bunların sınırının tamamen halk ve seçmenler tarafından belirleneceğini, bu arada Türkiye’yi de konuşmaktan çekinmemek gerektiğini söyledi.

Diğer bir katılımcı ise, Avrupa’nın sorununun sadece anayasal proje olmadığını, bütçe konusuna hiç değinilmediğini ve Avrupa semalarının iyiye ve de bugünlerde kötüye kullanımının tartışıldığını, son 15 yılda böyle bir olayın tahayyül bile edilmediğini belirtti. Diğer bir katılımcı ise Çin ve Hindistan’la rekabetin kaçınılmazlığına değindi. Ayrıca bir Fransız katılımcı, Hollandalıların ve Fransızların niçin hayır dediklerinin araştırılmasının yerinde olacağını, kendisinin anayasa referandumuna "evet" oyu verdiğini, ancak %55 ret oyu çıkmasından Fransız yetkililerin sorumlu sayılmaları gerektiğini ifade etti.

Duff, kendisinin Türkiye taraftarı ve Türkiye’nin reformları başarıyla tamamlamakta olduğunu, demokratik ve müslüman bir ülkenin Birlik içinde yer almasının hem Birlik, hem Türkiye için yararlı olacağını savundu.

Seminerin ikinci bölümünde önce Avrupa Politika Merkezi Direktörü John Palmer konuştu. Palmer, AB genişlerken Kafkas ülkelerinin bile AB’ye girmesinin düşünülebileceğini ifade etti. Fransa ve Almanya’nın üzerlerine düşen ekonomik yönetimi yerine getiremediklerini iddia etti. Önemli sorunun vatandaşla yönetimler arasındaki boşluk olduğunu, yönetimlerin halkla iletişiminin kopukluğunu belirtti. Palmer, "Avrupa’yı ve Avrupa Birliğini siyasetlerine kutup yapacak yeni siyasi partiler kurulmalıdır ve bu konu üzerinde ciddiyetle, samimiyetle durulmalıdır. Ortadaki tüm sorunlar, bu arada Türkiye konusu açıklıkla görüşülmeli ve tartışılmalıdır. Herhangi bir krizin yeni fırsatlara dönüştürülmesi de daima görüle gelmiştir" dedi.
"Bir Birlik İçinde Çeşitli Sesler" kitabının yazarı Danimarkalı Sosyal Liberal Parlamenter Anders Samuelsen, seminerin diğer bir panelistiydi. Samuelsen, 50 yıl önce dünyada harp, açlık ve farklı yaşam şeklindeki korkuların hüküm sürdüğünü, bugün ise değişik sorunlar ve endişelerin hakim olduğunu ifade etti. Kendisinin açıkça Türkiye taraftarı bir politikacı olduğunu ve Türkiye’nin üzerine düşenleri tamamlayıp Birliğe gireceğine olan inancını belirtti.

Panelin bu noktasında biz tekrar söz aldık.

Türkiye taraftarı olduklarını açıkça belirten panelistlerden Duff ve Samuelsen’a teşekkürle, seminerde Türkiye’ye sıkça değinilmesinden özellikle memnuniyet duyduğumuzu belirterek söze başladık.

İncil’de ve Kur’an'da aynı isimlerin biraz değişik şekilde telaffuz edilmelerine rağmen temelde insanın söz konusu olduğunu ifade ederek her iki kutsal kitapta mutluluk, hak ve refah kavramlarının ön planda tutulduğuna işaret ettik. Türkiye’nin özellikle son yıllarda demokrasi, temel siyasal ve sosyal haklar ve hukukun üstünlüğü alanında mesafeler almakta olduğunu, ancak eksiklerimizin de bulunduğunu, örneğin siyasi partiler kanunumuzun demokratikleşmesi gerektiğini söyledik.

Seminerdeki bazı katılımcıların verdikleri izlenimin aksine, "sanki bizim yarın veya öbür gün Avrupa Birliğine girmemizin söz konusu edilemeyeceğini, katılımcılardan beklentimizin, Türkiye konusunda önyargı taşımamaları ve Türkiye’yi bilmek ve öğrenmek için kıymetli zamanlarından bir kısmını ayırabilmeleri ve Türkiye’ye karşı objektif davranmalarıdır" dedik.

Delegasyon olarak "bu salondaki katılımcıları her fırsatta Türkiye’ye çağırıyoruz. İnanıyoruz ki geriye mutlu ve memnun döneceksiniz" şeklinde konuşmamızı tamamladık.

İstanbul’da 2001-2005 arasında Fransa Ekonomi Misyonu Şefi olarak bulunmuş ve Avrupa Birliği - Türkiye Karma Parlamento Komisyonu eski üyesi Jean Antoine Giansily yaptığı konuşmada, şimdi Bratislava’da bulunduğunu, Türk ekonomisinin Slovakya ekonomisinden kat be kat ilerde olduğunu belirterek Fransa’nın, AB ile ilgili olarak Türkiye’den beş asırlık dostluğun gerektirdiği desteği esirgediğini ve bunu Türklerin unutmayacaklarını ifade etti.

Palmer, Türkiye’yle müzakerelere geçmenin yerinde ve doğru bir karar olduğunu, etnik problem, demokrasi ve insan hakları konusunda Türk Hükümetinin çok şey yaptığını ve ancak zamana ihtiyaç duyulan çalışmaların da sürdürülmesi gerektiğini belirterek, süre olarak 10-15 yılın sözkonusu olabileceğini söyledi.

Samuelsen ise "Avrupa Birliği" yerine "Demokrasi Birliği" kavramının daha uygun düşeceğini ve bunun benimsenmesine çalışılması önerisini dile getirdi.

Toplantı, Lord Plumb’ın bugün olduğu gibi bundan böyle yapılacak toplantıların yararını ve önemini belirten konuşmasıyla sona erdi.

Seminer sonrası tüm katılımcılara Avrupa Parlamentosunda verilen yemek sırasında, Başkan Manuel Encabo ve Başkan Lord Plumb ile Fransa eski senatörü Xavier Hunault, Genel Sekreterler Roland Roblain ve Fearghas O’Béara, seminer konuşmalarımız nedeniyle delegasyonumuzu kutladılar. Ayrıca masamıza Avrupa Parlamentosu Direktörler Kurulu Başkanı İngiliz Richard Balfe katılarak, TPB ile Avrupa Parlamentosu Eski Üyeleri Derneği arasında daha yakın bir işbirliğine gidilmesiyle ilgili dilek ve teklifini iletti.

Telif Hakkı © 2009 Türk Parlamenterler Birliği
Tüm hakları saklıdır.Tasarım Comarge.com
.