Kapat

1.- Bankalar tarafından müşterilerine, uluslararası Banka Hesap Numarası (İBAN) verilmektedir.. Üyelerimizin aidatlarını yatırıken problem yaşamamaları için, Birliğin İBAN numarası aşağıda verilmiştir.

2.-Bilindiği gibi 2002'de 30,00.-TL olan üye aidatları 2004 yılından itibaren 60,00.-TL'dir. Geçmişe dönük aidat borçlarının buna göre hesaplanması ve Birliğimizin aşağıdaki hesap numarasına yatırmaları,

3.-5253 sayılı Dernekler Kanunu'na göre, alınan aidatların belgesine, üyelerin T.C Kimlik numaraının yazılması gerekmektedir.

Üyelerimizin T.C Kimlik numaralarını mektup veya telefon ile Birliğe bildirmeleri rica olunur.

Tel:  0 312 420 66 21/24

TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ

T.C Ziraat Bankası TBMM Şubesi IBAN No: TR  33 0001 0009 0303 2967326001

 

Duyuru

tbmmtv.png

Mehmet YENİŞEHİRLİOĞLU - 18. Dönem Manisa Milletvekili

OSMANLI  DEVLETİNDE  TARIM

Osmanlı Devleti, Selçuklu Türk Devletinin Bakiyeleri üzerine kurulmuştu. Devletin kurucusu Osman Gazi, toprak rejiminin esaslarını şu sözleriyle belirlemiştir. "Kime bir Tımar verirsem (Sipahilere verilen toprak) sebepsiz yere geriye almasınlar. Şayet ölürse evladına kalsın, yaşı küçükse onun yerine hizmetkarları askere gitsin. Her kim ki bu kanundan başka bir kanun koyduracak olursa edenden de ettirenden de Allah Razı Olmasın."

İşte; Yüzyıllarca dünyaya hükmeden Devlet’in temelleri, Osmanlı Toprak Hukuku esaslarına göre böyle atılmıştı.

Bu inaç ve teşkilatlanma Fatih Sultan Mehmet’in "Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim." Hükmü uzun zaman bir kanun gibi uygulanmıştır.Kanuni Sultan Süleyman döneminde Türk Tarımı ALTIN ÇAĞ‘ını yaşamış ve aynı dönemde Türkler Macarlara meyveciliği ve bahçeciliği öğretmişlerdir.

OSMANLI DEVLETİNDE BAZI TOPRAK KANUNLARI

• Köylü Miri Toprakların işletmecisidir.
• İşletmeci kendisine tahsis edilen araziyi parçalayamaz, büyütemez, bir başkasına devredemezdi. Şehirde bir başka işle meşgul olamazdı.
• Köylü toprağı gerektiği gibi verimli şekilde işlemezse,boş bırakırsa,gerekli bakımı yapmazsa toprak elinden alınıp başkasına verilirdi.
• Köylü, Devlet arazilerine ağaç fidanı dikip bağ bahçe yaptığında; bu tür arazilerin işletme hakkına sahip olurdu. İşletme hakkı verasetle çocuklarına intikal ederdi.
• Miri arazide aşılanan meyve ve zeytin ağaçları aşılıyanın olurdu.
• Köylüye işlenmek kaydıyla tahsis olunan dağlık araziler, üç yıla kadar işlenmediği takdirde arazi geriye alınırdı.
• Arazi üzerine dikilen bağlar ve meyve ağaçları kayıt defterine yazıldığında dikilen ağaçlardan ve bağlardan vergi alınmazdı.
• Osmanlı Devletinde köylü; su baskını, kuraklık, yangın, salgın hastalık gibi afetler karşısında yalnız değildi. Devletin koruması altındaydı.

ÇÖKÜŞ

Yükseliş döneminden sonra yönetimlere getirilen Devşirme Sadrazamlar ve Vezirler kendilerine ve yakınlarına çıkar amaçlı uygulamalar neticesinde Osmanlı Toprak Düzenini bozmuşlar ve çöküş dönemini hızlandırmışlardır.Çöküş döneminde çıkarılan reji kanunlarıyla azınlıklara büyük imtiyazlar verilmiş,Köylü tefecilerin eline düşürülmüştür.

ATATÜRK’ün KÖYLÜYE BAKIŞI

Atatürk, Meclis kürsüsüne çıkar.

Şöyle Der...

"Yüksek heyetinizden ve bütün cihandan bir sual sormama müsade buyurunuz. Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını derhal birlikte verelim: Türkiye’nin hakiki sahibi ve efendisi hakiki üretici olan Köylü'dür.O halde herkesten daha çok refah, saadet ve servete hak kazanan ve lâyık olan Köylü'dür. Bundan dolayıdır ki, HÜKÜMETİN Ekonomi Siyaseti bu asıl gayeyi elde etmek için olmalıdır. Gerçekten Yedi Asırdan beri Cihanın dört bucağına sevk ederek kanlarımızı akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve Yedi Asırdan beri emeklerini ellerinden aldığımız. Ve buna mukabil daima hakaret ve küçülterek mukabele ettiğimiz ve bunca fedakarlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, zorbalıkla uşak derecesine indirmek istediğimiz "ASIL SAHİP’in" huzurunda bu gün utanma ve hürmetle hakiki yerimizi alalım."
(Meclis Tutanakları: Cilt: 18 S.4 01.Mart.1922 Birinci TBMM 3. Toplantı yılı açış nutku)

CUMHURİYET DÖNEMİ

TÜRK TARIMI

Cumhuriyet Döneminin kalkınma ile ilgili en önemli Reformist Kanunu "Köy Enstitüleri" kanunudur. Türk İdari sisteminde en alt katman Köy'dür. Köy yönetimi II. Mahmut Döneminde Muhtarlıklara bırakılmıştı. Muhtarlar yerli halktan seçimle iş başına getirilecek, vergilerin salınması, toplanması ve güvenlik işlerinden sorumlu tutulacaktı. Bu sistem belki de; yerel yönetimlerle birlikte, yerel kalkınmanın ilk modellerinden biri olacaktı.

(1992 Rio de Janerio da yapılan Yeryüzü Zirvesi toplantısında doğan, Yerel Gündem 21 ve Sürdürülebilir Kalkınma kavramı tezi.)

Sonraları, Nahiye Sistemi kuruldu. Ancak bu sistem bir türlü iyi işleyememiş ve olumlu sonuçlar vermemiştir.Durumu, Birinci Meclis-i Mebusan da (1876) Aydın Mebusu Yenişehirlizade Ahmet Efendi şöyle dile getirir: "Biz de bir nahiye kurulursa yazı bilen adam bulunmaz. Bir İmam yazı bilir, O da mürekkebi kuruduktan sonra yazdığını okuyamaz. Biz de Nahiye Memurlarının Hüsn-i İdaresi mümkün olmaz."

Genç Türkiye Cumhuriyeti için örnek teşkil edebilecek, Mesleki Eğitimle ilgili olarak getirilen "Köy Enstitüleri" sonraları bilinen sebepten dolayı kapatılmıştır. Bu gün modern dünya şartlarında en büyük yatırımlar insana yönelik yatırımlardır. Kalkınmanın temelinde eğitilmiş insan unsuru yatar. Artık günümüzde tek kurşun bile atılmadan çöken komünizm safsataları çok gerilerde kalmıştır. Bu nedenle günümüz modern dünya şartlarında "Köy Enstitüleri Modeli" tekrar gündeme getirilmeli ve tartışılmalıdır. (İş içerisinde İş Yaparak Öğrenme Sistemi)

REHAVET YILLARI (1960-1980)

Türk Tarımı rehavet yıllarında "Kendi kendini besleyen Yedi Ülkeden biri" olma amacını gütmüştür.Oy kaygısıyla köylü,çiftçi kandırılmış Türk Tarımı çağın gerisine itilmiştir.
Bitkisel Üretimde; "Ek Tabana, Sat Babana"
Hayvancılıkta; "Saldım çayıra, mevlam kayıra"
Fiyatlandırmada; "Ne verirlerse Benden Beş Bin Lira fazla"
Popülist söylemleriyle; Ülke, kendi kendini besleyemez durumuna düşürülmüştür.

GÜNÜMÜZ 2005 TARIMI

Türk Tarımının; Günümüzde Milli Gelirden aldığı pay % 15'ler civarındadır. Tarım ürünleri ihracatımız 6 milyar dolar, ithalatımız da 6 milyar dolardır. Üreticilerimiz, sürpriz girdi fiyatlarının artması neticesinde ürünleri; iç ve dış piyasalarda rekabet edememekte ve Pazar sıkıntısı çekmektedirler. Oysa; günümüzde ABD de çiftçiye destek oranı % 38, AB Ülkelerinde % 30, Biz de ise; % 11'dir. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde yakın bir gelecekte Tarım Ürünleri İthalatı çığ gibi büyüyecek ve en büyük sıkıntıyı Türk Çiftçisi dolayısıyla Türk Tüketicisi çekecektir.

AVRUPA BİRLİĞİ TARIMI İÇERİSİNDE ÜRETİCİMİZİ KÖYLÜ MÜ BIRAKACAĞIZ YOKSA ÇİFTÇİ Mİ YAPACAĞIZ?

Artık günümüz Dünyası, Teknotronik Çağını Yaşarken; Henüz Biz; Asırlardan beri Köylü olarak bırakılan üreticimizi Çiftçi yapabilmenin şartlarını tartışıyoruz. Her tarafı deniz ve nehirlerle kaplı olan, dört mevsimin yaşandığı bu Güneş Ülke'de insanlarımız acaba bu eziyete layık-mı dır?

GEREKLİ ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

• Doğrudan gelir desteğinin mülkiyete değil, Üretime verilmesi.
• Üretimin kayıt altına alınması ve üretim planlanmasına gidilmesi.
• Tarım da "Uygulamalı Eğitim" sistemine gidilmesi. Çünkü; Ziraat Mühendislerinin Şantiyesi Tarla, Veterinerlerin şantiyesi hayvan çiftlikleridir.
• TARIM FONU Kurulmalıdır. (Hiç olmazsa Avrupa Birliği Müzakereleri süresince)
• Tarımsal AR-GE ye önem verilmesi, Tarımsal Buluşların teşvik edilmesi.
• Bilhassa; Tohumculuğun ve Fidancılığın desteklenmesi.
• Türk Tarım Sektörüne uygun ve uyumlu Teknolojilerin araştırılması ve transferlerinin yapılması, düşük faizli kredilerle desteklenmesi.
• "DOĞAL ENERJİ FONU" kurulmalıdır. Ülkemiz de ham maddesi son derece bol ve bedava olan; Alternatif Enerji guruplarının Tarım Sektöründe uygulanması. (Güneş, Rüzgar ve Termal enerji gibi.)
• Üretilen ürüne Pazar arama sistemi değil, Pazara göre ürün üretme sistemine geçilmesi.
• Çiftçinin kullanacağı gübre ve zirai ilaçların reçeteye bağlanması, bu amaçla ehliyetli Ziraat Mühendislerine ve Veterinerlere görev verilmesi.
• Tarımsal amaçlı tarama hizmetleri vermek amacıyla İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerinde teknik teçhizatla donatılmış Gezici Tarımsal Servis araçları hizmete sokulmalıdır.
• TARKOBİ (Tarımsal Küçük ve Orta Boy İşletmeler) ler oluşturulmalı, imalat, işletme, ambalajlama, markalaşma ve pazarlama aşamalarında düşük faizli KOBİ Kredileri kapsamında finans destekleri yapılmalıdır.

YENİLİKÇİ ÖNERİLER ORGANİK TARIM

Sentetik gübresiz ve zirai ilaçsız yapılan alternatif bir tarım tarzıdır. Doğal metotlarla uygulandığı için ayni zamanda çevreci ve doğa dostudur. Organik Tarım Ürünleri günümüz dünya pazarlarında oldukça aranmaktadır. Ülkemizin Ekolojik şartları ve toprak yapısı bu tarım tarzına son derece uygundur. Gerekli destekler verildiği takdirde Ülkemiz için önemli bir döviz kaynağı olacak ve çiftçilerimizin istikbale daha umutlu bakmalarına zemin hazırlayacaktır.

AGRO-TURİZM (Tarım Turizmi, Ekolojik Turizm)

Ekolojik Turizm; Zengin Turizm Sektörünün Fakir Tarım Sektörünü destekleme projesidir.
"Köye Dönüş Programı" çerçevesinde; Ekolojik Köy, Tarım Köy, Tarım Belde, Çiftlik Evleri oluşumlarıyla; Ülkemizin eşsiz güzellikte- ki kırsal kesimlerinde bulunan arazilerini Alternatif Turizme Açmak mümkündür. Bununla birlikte; Sit Alanı gerekçesiyle çivi dahi çaktırılmayan Antik Köylerde, Beldelerde, Kentlerde; Kültür Turizmi, İnanç Turizmi Projeleri de gelişecektir. (Öcü Kent’ler yerine; Nostalji Kent’leri yaratma Projesi)

HAZİNE ARAZİLERİNİN EKONOMİYE KAZANDIRILMASI

Günümüz Türkiye’sinde halen; Topraklarımızın çok büyük bir bölümü "Devletin Hüküm ve Tasarrufunda" olan araziler kapsamındadır. DA VİNCİ'NİN ŞİFRESİ gibi üretime kilitlenmiştir.Şifre çözülmeli ve asırlardan beri atıl kapasitede duran ve hiç bir kişiye ve zümreye fayda getirmeyen bu topraklar yörelerin özelliklerine ve şartlarına göre ele alınıp milli ekonomiye mutlak olarak kazandırılmalıdır.

Günümüzde; kanunlarla, yönetmeliklerle ve bürokratik engellerle üretime kilitlenmiş olan bu araziler üretim patlaması için çok büyük bir potansiyel güçtür. Bu amaçla; Bölgelerin Tarımsal Potansiyeline uygun "Hazine Arazileri Haritası ve Envanteri" yeniden çıkartılıp Milletin emrine tahsis edilmelidir.

Hazırlanacak yeni bir "Kırsal Kalkınma Programıyla" 5 yıl sonunda Türkiye’nin ayakları üzerine dikileceğine, İşsizlik ve üretimsizlik sorununu çözeceğine, dış borçlarını ödeyeceğine ve İMF ye boyun eğmeyeceğine inancımız tamdır.

Türkiye 17 Aralığa doğru hızla ilerlerken; Müzakereler aşamasında en sıkıntılı sektörün tarım sektörü olacağı muhakkaktır. Pazarlık masası çok çetin geçecektir. Bu masaya oturtulacak yöneticiler; buyurgan değil; idrakli ve çalışkan kişilerden oluşturulmalıdır.

Bilindiği üzere; günümüz Türkiye’sinin en verimli ve bakir arazileri devletin hüküm ve tasarrufunda olan hazine arazileridir. 100 binlerce hektarlık bu araziler adeta bir yanardağ gibi üretime patlamaya hazır olan arazilerdir. Ancak; Şifrelenmiş, yıllardan beri üretime ve istihdama kilitlenmiş durumdadır. Bu şifrenin mutlak olarak çözülmesi veya kırılması gerekmektedir.
Çünkü; yerli ve yabancı yatırımcılar, yatırdığı parayı en kısa sürede nasıl geri alacağını düşünürler.

Bu nedenle;
1- Yatırım yaparken bir sıkıntıyla karşı karşıya gelmek istemezler.
2- Ülkede pazar canlı, ekonomik ve siyasi istikrar sağlanmış olmalıdır.
3- Beklenmedik yönetmelik değişiklikleri yaşanmamalı, vergilerin birdenbire olağan üstü büyümesi ya da ithalat yasağı gibi parayı etkileyen sürprizlerin olmaması gerektir.
4- Çıkarılacak yeni yönetmelikler; yurt dışında faaliyet gösteren Türk şirketlerinin veya yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın yatırım karşılığı döviz transferiyle ilgili olarak güven duygularını güçlendirici nitelikte olmalıdır.

ŞİFRENİN ÇÖZÜMÜ:

• Hazine arazileri bölgelerin ekolojik şartlarına ve tarımsal özelliklerine göre ENVANTERİNİN yeniden çıkarılması.
• Stratejik bir Kırsal Kalkınma Projesi hazırlanmalı, Tarımsal Çevre Düzenlemeleri ve Ormancılık konularında yenilikçi projeler geliştirilmesi ve uygulanması.
• Tarımsal gıda işletmelerinin yenilenmesi için ulusal bir plan geliştirilmesi ve teşvik edilmesi.
• Gıda hijyeni konusunda eylem planı genişletilmeli, yeni laboratuar cihazları ile laboratuar kaynaklarının daha verimli kullanılmasını amaçlayan yeni bir strateji geliştirilmelidir.
• Gıda güvenliği dahil hayvan ve bitki sağlığı konularında sınır bölgelerinde İzleme Programları hazırlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır.
• Bürokratik engellerin sıfıra indirilmesi.
• Hazine ve orman arazilerinin kullanma amaçlarının değiştirilmesi konusunda ilgili Anayasa maddelerinin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi.
• 15 Temmuz 2004 tarihinde yayınlanan 279 sayılı Ağaçlandırma Yönetmeliğinin günün gereklerine göre gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi. Katma Değeri Yüksek Türlerin seçimi. (Pawlonia, Napolyon Kiraz, Kivi, Ceviz, Teksas Bademi vs. )
• Şubat 2004 de çıkarılan Teşvik Kanununun (36 İl) tekrar gözden geçirilerek ilçe bazında ele alınması.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

• Hayvancılık sektörü için Pilot Bölge
• GAP Projesinin tamamlanması ve 21. Asır MEZOPOTAMYA sının yaratılması.
• Mayınlar temizlenerek; hudut boylarında modern Kervan Saraylar ve Ticaret Merkezleri oluşturulmalı İpek Yolu geleneğinin sürdürülerek Öcü Kentler yerine Nostalji Kentleri yaratılmalı. Medeniyetler çatışması tezine karşı duruş olarak Kültür Kardeşliği Kavramı geliştirilmeli.
• TOKİ (Toplu Konut İdaresi) Destekleriyle üretime ve istihdama yönelik Tarım Köyler, Tarım Beldeler ve Tarım Kentler Projeleri geliştirilmeli.
• Küçük ve büyükbaş hayvancılık sektörü için yardımcı personel yetiştirmek amaçlı uygulamalı Meslek Okulları açılmalıdır. (Çoban Okulları gibi)

KARADENİZ BÖLGESİ

• Yayla Turizmciliğinin geliştirilmesi. (Orman, Dağ ve Nehir Turizmi)
• Ekolojik konut ve yapı malzemeleri sanayiinin geliştirilmesi, bu amaçlar doğrultusunda personel yetiştirmek amaçlı Meslek Okullarının açılması. (Usta, kalfa, çırak vs.)
• Organik et ve süt üretiminin teşvik edilmesi.
• Kültür ve İnanç Turizminin geliştirilmesi
• Balıkçılık Sektörünün geliştirilmesi.

TRAKYA VE MARMARA BÖLGESİ

• Bitkisel Üretimin ve Tarımsal Sanayiinin geliştirilmesi.
• Organik Tarımın ve Ekolojik Turizmin (Tarım Turizmi) teşvik edilmesi.
• Kültür ve İnanç Turizminin teşvik edilmesi.
• Konserveciliğin ve Dondurulmuş Gıda Sanayiinin geliştirilmesi.

İÇ ANADOLU BÖLGESİ

• Organik tahıl üretiminin teşvik edilmesi ve tarımsal Sanayiinin desteklenmesi.
• Küçük-Büyük Baş Hayvancılık ve Kanatlı Hayvancılık Sektörünün geliştirilmesi.
• KONYA OVASI Sulama Projesinin gerçekleştirilmesi.

EGE VE AKDENİZ BÖLGESİ

• Her iki bölgede de mera hayvancılığı tamamen ortadan kalkmıştır. Tapu kayıtlarında mera, yaylak, kışlak ve hali arazi olarak görünen hazine arazilerinin kullanma amaçları değiştirilerek yenilikçi üretimlere açılmalıdır.
• Yine her iki bölgede de Stratejik Alan gerekçesiyle kamuya tahsisli arazilerin AB ne girme aşamasında Stratejik Alan tanımının çağın gereklerine göre yeniden yapılıp bahse konu olan arazilerin üretime açılması.
• Organik Tarım Ekolojik Turizm sektörünün teşvik edilmesi ve sanayiinin geliştirilmesi.
• Kültür ve İnanç Turizminin teşvik edilerek ADA TURİZM'inin geliştirilmesi.

SONUÇ

Çözümün anahtarı hükümetin elindedir. Mekke de oturan Hz. Ömer, Fırat kıyılarında kaybolacak bir koyundan bile kendini sorumlu tutardı. Bu anlayış ve vicdani kontrol, bütün Türk ve İslam Devletlerinin yükselmelerinde en büyük etken olmuştur.

Sosyal adaletçi bir devlet anlayışı; "Hür Kurtlara karşı, Hür kuzular prensibiyle" bağdaşamaz.
Bu anlayış ve inanç doğrultusunda Türk insanı şu anda en çok ihtiyacı olan "MORAL CESARETİ" vermenizi, sizlerden bekliyor.

Telif Hakkı © 2009 Türk Parlamenterler Birliği
Tüm hakları saklıdır.Tasarım Comarge.com
.