Kapat

1.- Bankalar tarafından müşterilerine, uluslararası Banka Hesap Numarası (İBAN) verilmektedir.. Üyelerimizin aidatlarını yatırıken problem yaşamamaları için, Birliğin İBAN numarası aşağıda verilmiştir.

2.-Bilindiği gibi 2002'de 30,00.-TL olan üye aidatları 2004 yılından itibaren 60,00.-TL'dir. Geçmişe dönük aidat borçlarının buna göre hesaplanması ve Birliğimizin aşağıdaki hesap numarasına yatırmaları,

3.-5253 sayılı Dernekler Kanunu'na göre, alınan aidatların belgesine, üyelerin T.C Kimlik numaraının yazılması gerekmektedir.

Üyelerimizin T.C Kimlik numaralarını mektup veya telefon ile Birliğe bildirmeleri rica olunur.

Tel:  0 312 420 66 21/24

TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ

T.C Ziraat Bankası TBMM Şubesi IBAN No: TR  33 0001 0009 0303 2967326001

 

Duyuru

tbmmtv.png

İbrahim Sadi ÖZTÜRK – E. Vali ve Ankara Senatörü

19 MAYIS ve Cumhuriyeti DOĞURAN SEBEPLER VE İLKELER
 
Türkiye'mizin en büyük evrim ve devrimi hiç kuskusuz ki, 29 Ekim 1923'de, Ulus meydanının bir köşesinde yer alan tek katlı taş binada gerçekleşmiş ve Osmanlı İmparatorluğunun yıkıntıları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti devleti kurularak dünyaya ilan edilmiştir.

Böylesine büyük bir olayı zorunlu kılan tarihsel gelişimin pek çok nedenleri mevcut olmakla birlikte, biz konumuzu 1914'lere, yani Dünya Savaşından itibaren irdelemekte yarar görüyoruz. Yeni ve çağdaş bir devletin tarih sahnesinde yerini almasında elbette pek çok faktör vardır. Kısa bir tarih kronolojisini hep birlikte izleyelim de 29 Ekim 1923'e kadar gelelim:

28 Temmuz 1914'de Avusturya'nın Sırbistan'a savaş ilan etmesiyle birlikte Almanya Avusturya'nın yanında yer aldı; ve böylece birinci dünya savaşı başlamış oldu, 28 Ekim 1914'de Alman Goeben ve Breslau zırhlıları boğazlara geldiler ve Osmanlı devleti tarafından satın alındılar. Bu zırhlılar Rusların Kara¬deniz limanlarını bombaladılar. Bunun üzerine, Rusya. İngiltere ve Fransa Osmanlı Devletine savaş ilan ettiler.

18 Mart 1915'de Fransız ve İngiliz donanmaları

Çanakkale boğazına girdiler ve ağır kayıplar vererek geri çekildiler. 25 Nisan'da Arıburnu, 1 Haziran'da Anafartalar zaferi tarihe geçti ve Mustafa Kemal ismi bir yıldız gibi parladı. 9-10 Kasım 1918'de Çanakkale boğazının iki kıyısı İngiliz kuvvetlerince işgal edildi. 7 ve 8 Şubatta İngiliz ye Fransız işgal kumandanları İstanbul'a geldiler. 15 Mayıs’ta Yunan Kuvvetleri İzmir'e çıktılar. 16 Mayıs'ta Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu müfettişi olarak Bandırma vapuru ile Samsun'a hareket etti ve 19 Mayıs'ta Samsun'a çıktı. 28 Mayıs'ta Havza ve 22 Mayıs'ta Amasya.genelgesini yayımlayarak ulusal mücadeleyi başlattı. 3 Temmuz'da Erzurum'a geldi ve "milletin bir ferdi" olarak mücadele edeceğini ilan etti. 23 Temmuz 7 Ağustos arası Erzurum, 4 Eylülde Sivas kongresi yapılarak ulusal kurtuluşun ve yeni kurulacak devletin ana ilkeleri saptandı. 27 Aralıkta Mustafa Kemal ve arkadaşları Ankara'ya geldiler: 16 Martta itilaf devletlerinin askerleri İstanbul'u işgal ettiler ve askeri yönetim kurdular. Bu sıralarda Fransızlar Maraş, Antep ve Urfa'yı işgal etmişlerdi. Bu yörelerde halk örgütlenerek tarihimize altın harflerle yazılan şanlı zaferler kazanıyor ve düşmanı şehirlerinin dışına atıyordu.

19 Martta
 
Mustafa Kemal Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip ve ulusun iradesini temsil edecek bir milli meclisin toplanması gereğini tüm valiler ve Kolordu kumandanlarına bir genelge ile bildirdi. 10 Nisan'da Şeyhülislam Dürrizade, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını ve milli kuvvetleri kâfir ve idamlarının "vacip" olduğuna ilişkin bir "fetva" yayımladı. Buna karşılık Ankara müftüsü Rifat Efendi şeyhülislam fetvasının dinen geçeli olmadığını, ulusal mücadelenin dinimizin gereği olduğunu ilan etti.

23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM toplandı ve başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. 8 Temmuzda Bursa Yunanlılar tarafından işgal edildi, 10 Ağustos'ta İstanbul Hükümeti, Osmanlı Devletini parçalayan ve bağımsızlığını yok eden Sevr Antlaşması'nı imzaladı.

Bu antlaşma gereği vatanın birçok yöresi itilaf devletlerince taksim olundu. 600 yıllık bir imparatorluk parçalana parçalana, elde yalnız yoksul ve harap Anadolu kalmış o da Sevr Antlaşması ile emperyalist güçlerin doyumsuz isteklerine yem olmuştu. Bir yanda itilaf devletlerinin kuklası haline gelmiş bir padişah ve İstanbul Hükümeti ve onların işbirlikçileri, Öte yandan bu şer güçlerinin kışkırtması ile başlayan iç isyanlar... Başta İngilizler olmak üzere, diğer itilaf devletlerinin teşvikiyle ve onların sağladığı para ve silahlarla Anadolu topraklarına çıkan Yunan sürüleri Polatlı ve Haymana'ya kadar gelmişler, güçlü toplarının tarrakası ile Ulus meydanındaki TBMM binasını sarsmaya başlamışlardı. Türk'ün son sığınağı Anadolu da elden gidiyordu.

Ancak; tek katlı taş bina içinde okul hıralarında oturan, gaz lambalarının ışığında çalışan, bir kazandan bulgur pilavı ile karın doyuran vatanın dört bir yanından seçilip gelmiş bir avuç yürekli ve inançlı milletvekili ve bunların da başında bir Mustafa Kemal vardı. Onların bir kısmı İstanbul'daki son Osmanlı Mebusan Meclisinden Ankara'ya gelen vatanseverlerdi. Hiçbirisi buraya maaş, ihale ve iş takibi için gelmemişlerdi. Konfor ve caka peşinde değillerdi. Tek bir gayede birleşiyorlardı: Vatanı kurtarmak ve (tam bağımsız) Türk devletini kurmakla. Bu sarsılmaz inanç ve azim ulusun her yanında ve her Türk'ün gönlünde ulusal kurtuluşun ve bağımsızlığın, ta orta Asya'dan beri hiç sönmeyen meşalesini bir kez .daha alevlendirmiş ve bu inanç, erinden kumandanına1 kadar Türk ordularının o geleneksel kahramanlığını şahlandırmış ve 29 Eylül 1920'de Kazım Karabekir komutasındaki, kuvvetlerimiz Sarıkamış'ı kurtarmış, bunu Güney cephesinde Saimbeyli, doğuda Kars'ın kurtarılışı izlemişti. 10 Ocak 1921'de birinci. Nisan 1'de İkinci İnönü zaferleri kazanılmıştı. Artık talih Türk ulusundan yana dönmüştü. Bu arada diplomasi alanında da başarılar elde ediliyordu. 23 Aralık 1920'de Ermenistan ile Gümrü, 16 Mart 1921'de Ruslarla "Moskova" anlaşması imzalanmıştı. 12 Mart 1921'de Mehmet Akif tarafından yazılan İstiklal Marşı TBMM'de büyük coşku ile kabul edilmiş ve "Bu şafaklarda yüzen al sancağın asla sönmeyeceği" dünyaya duyurulmuştu.

5 Ağustos 1921'de TBMM Mustafa Kemal Paşayı başkomutan yapan yasayı kabul etmiş ve olağanüstü yetkilerle donatmıştı. Artık, Ankara yakınlarına kadar sokulan Yunan sürülerini Ege Denizine dökmenin zamanı gelmişti. Türk Ordularının başında Anafartalar zaferinin yenilmez "savaş ilahı" Mustafa Kemal vardı. Nitekim; 22 gün süren Sakarya Meydan Savaşı 23 Ağustos 1921'de başlayıp 13 Eylülde büyük bir zaferle sonuçlanmıştı. 19 Eylül'de TBMM Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve "Gazi" unvanını vermişti.

Bu başarıdan sonra 20 Ekim 1921'de Fransa Ankara hükümetini tanımış ve Türkiye-Fransa antlaşması imzalanmıştı. 5 Ocak 1922'de Fransız kuvvetleri çekilmiş ve Türk Ordusu Adana'ya girmişti. Sıra, Yunan ordusuna son darbeyi vurmaya gelmişti. 26 Ağustos 1922, saat 5.30'da "Büyük taarruz" başladı ve 30 Ağustos'ta Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanıldı. 9 Eylülde ordularımız İzmir'e girdi ve Kadifekale'ye bayrağımız çekildi. 10 Eylülde Bursa kurtarıldı. 3 Ekim 1922'de Mudanya konferansı toplandı, 11 Ekim'de Mudanya "ateşkes" antlaşması imzalandı. 17 Kasım'da son Padişah Vahdettin İngiliz savaş gemisi (malaya) ile vatanı terketti. Bütün bu askeri ve siyasi zaferlerin son diplomatik ve uluslararası ürünü 20 Kasım 1922'de Lozan'da toplanan konferansta alındı. Zaman zaman kesilen ve çok çetin müzakerelere konu olan bu konferans nihayet 24 Temmuz'da sona erdi ve Türk'ün gücü ve bağımsızlık azmi bu konferansta tescil ve kabul edildi.

13 Ekim 1922'de Ankara Başkent yapıldı ve 29 Ekim'de Cumhuriyet ilan edilerek yepyeni lâik, üniter ve çağdaş bir Devlet, tarih sahnesinde yerini aldı. Mustafa Kemal bu Devletin ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi.

Tarih bilgisini tazelemek ve yeniden anımsatmak için verdiğimiz bu kronolojik ve özet bilgi dünya haritasından silinmek üzere olan bir büyük ulusun nelere katlandığını ve başında Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderle neler yapabileceğini, Orta Asya'dan çıkıp dünyanın birçok yerinde devletler kurmuş bir ırkın damarlarındaki özgürlük ve bağımsızlık mayası ile daha nice devletler kurabileceğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Yeni kuşakların, T.C.'nin hangi koşullar altında ve hangi tarihi zorunluluklarla kurulduğunu, bu yüce devletin gökten zembille inmediğini bilmesi gerekmekte ve Atatürk'ün gençliğe çağrısında belirttiği gibi Cumhuriyeti iç ve dış düşmanlardan canı pahasına koruması için derinliğine bir tarih kültürüne sahip olması önerilmektedir.

29 Ekim 1923 Türk tarihinin çok önemli bir değişim, gelişim ve yenileşme dönemecidir. Bu dönemeçle hangi etnik ve dinsel kökene sahip olursa olsun her Türk vatandaşının onur ve gurur duyması lazımdır. Çünkü ulusal kurtuluş ve Cumhuriyet, Anadolu insanının ortak zaferidir. Cumhuriyetle birlikte Türkiye, içinde bulunduğu çağın değerlerine ulaşma ve yetişme fırsatını yakalamıştır. Bilimin çok gerisinde kalmış bir padişahlık ve hilafet rejiminin müspet düşünceden uzak hurafeci zihniyetinden sıyrılıp pozitif bilimin gerçek "Mürşitliğine" pencerelerini açan ve ülkeyi batı uygarlığının aşığına kavuşturan Cumhuriyet rejimi ve onun içini dolduran Demokrasi ilkeleri hepimize kıvanç vermelidir.

Cumhuriyet ile Demokrasi eşanlamlıdır. Her iki kavram birbirini tamamlayan niteliktedir. Demokrasiden yoksun bir Cumhuriyet içi boş bir çerçeveden farksızdır. 29 Ekim 1923'de Cumhuriyeti kuran Atatürk ve TBMM'nin seçkin üyeleri, hiçbir zaman diktacı bir rejimi düşünmemişler, Cumhuriyetle beraber Demokrasinin de ilkelerini daha o zaman amaçlamışlardır.

Atatürk ve arkadaşları tarihi durdurmaya çalışmadılar, tarihe ters düşen davranışlara girişmediler. Çağın gereklerine uyarak ülkenin ve ulusun çağdaş uygarlığın üstüne çıkmasına çalıştılar ve gelecek kuşaklara bu hedefi gösterdiler. Cumhuriyet, 19. yüzyılın başın¬dan itibaren özellikle Tanzimatla başlayan bir sosyal ve düşünsel reformların son halkasıdır ve Batı Avrupa'nın sosyal, siyasal ve ekonomik kuramlarının örnek alındığı! devrimci bir atılımdır. Bu devleti kuranlar, Osmanlı imparatorluğunun içinden gelmişler ve türlü deneyimlerin ve acı tatlı olayların süzgecinden geçmişler, bu nedenle yıkılan bir binayı onarmak yerine, enkazın iyilerini: de kullanarak yepyeni bir bina yapmayı ve temellerine de laik, demokratik ve hukuka bağlı bu cumhuriyetin sağlam taşlarını oturtmayı başlıca ilke saymışlardır. Bu yapının pencereleri batı-ya açıktır ve müspet bilimin ışıkları ile aydınlanacaktır.

Atatürk ve arkadaşları, imparatorluğun yıkıntıları arasıda yeni bir Devleti kurmaya çalışırken bir gerçeği çok iyi anlamışlar ve rejimin. "Ulusal bir cumhuriyet" olmasında karar kılmışlardı. Çünkü Osmanlının çöküşünde başlıca neden olarak, devlet ve toplum düzeyindeki din faktörünü ve çok milliyetçi etnik yapıyı görmüşler ve yeni yapılanmada "Şeriatçılık", "Bölücülük" ve "Komünizm"i yasaklayan hareket noktalanın esas almışlardı. Bunun sonucunda temel ilke "Laiklik" ve "Üniter Devlet" olmuştur.

Aradan 70 yıl geçmiş Komünizm tüm dünyada çökmüş, bu sistemin en büyük uygulayıcısı Sovyet İmparatorluğu parçalanmıştır. Artık, Komünizmi siyasal, bir reform olarak uygulayan ülke, hemen hemen kalmamış gibidir. Ancak laiklik ve üniter devlet ilkeleri birçok ülkede tartışma konusu olmayı sürdürmekte, bizde de bu iki kavramı değiştirmek ve hatta ortadan kaldırmak için legal ve illegal örgütler kurulmakta ve bunlar çeşitli mücadele yöntemleriyle devleti ve toplumu tehdit sınırına gelmektedirler. Bir kısmı laik devlet yerine şeriatçı devleti ikameye çalışırken, diğerleri de üniter yapıyı bozarak ülkeyi bölmek ve milli misak hudutlarını değiştirmek çabası içindedirler. Bu gayretleri destekleyen, para ve silah sağlayan dış odaklar Türkiye'ye yeni bir "Sevr" yaşatmak istemektedirler.

Biz burada sadece, cumhuriyetin bu iki temel ilkesine ve ona yönelen tehlikeye değinmekle yetiniyoruz. Amacımız, Cumhuriyetin hangi tarihsel zorluklarla kurulduğunu, 29 Ekim 1923'e kadarki tarihi aşamaların neler olduğunu, gençlerin iyi bilmesi ve laik cumhuriyeti koruması gerektiğini anlatmaktır. Çünkü, gerçekte laiklik ve üniterlik ilkeleri bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıyadır. Bunların ortadan kalkması demek, Cumhuriyetin temelden yıkılması demektir. "Gaşet", "Dalâlet" ve hatta "Hıyanet"e fırsat verilmemesi için yüce Önderin "Gençliğe Hitabesi" bugünlerde çok sık okunmalı ve okutulmalıdır.

Telif Hakkı © 2009 Türk Parlamenterler Birliği
Tüm hakları saklıdır.Tasarım Comarge.com
.